Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü öncesinde yaptığı açıklamada erken teşhisin klinik ve sosyal önemine dikkat çekti. 2026 yılı küresel temasının “Ne Kadar Erken Bilirseniz, O Kadar Çok Şey Yapabilirsiniz: Demans Tanısı Önemlidir” olarak belirlendiğini hatırlatan Korkmaz; erken tanının yalnızca bir etiket koymaktan ibaret olmadığını, hastanın bağımsızlığını uzatmak, uygun tedaviye erişmek ve ailenin geleceği planlaması adına kritik bir eşik olduğunu vurguladı.
Dünya genelinde 55 milyondan fazla bireyin demansla yaşadığı tahmin edilirken, Türkiye'de bu sayının yaklaşık 700 bin civarında seyrettiği öngörülüyor. Küresel projeksiyonlar demanslı birey sayısının 2030'da 78 milyona, 2050'de ise 139 milyona fırlayacağını gösteriyor.
Türkiye'nin demografik olarak hızla yaşlandığını belirten Doç. Dr. Korkmaz, bugün yüzde 11'in üzerinde olan 65 yaş üstü nüfus oranının 2050 yılında yüzde 23 seviyesine tırmanacağını ifade etti. En büyük risk faktörü yaş olduğu için, tablonun gelecekte büyük bir sağlık ve bakım sistemi yükü oluşturacağı bildirildi.
Her Unutkanlık Alzheimer Değil: İlk İşaretler Farklı Olabilir
Yaşla birlikte zaman zaman isim unutmanın ya da eşyaların yerini karıştırmanın doğrudan Alzheimer anlamına gelmediğini kaydeden Korkmaz, ayırt edici çizginin "kişinin önceki bilişsel seviyesine göre belirgin gerileme yaşaması ve bunun günlük hayatı aksatması" olduğunu söyledi.
Hastalığın her vakada klasik hafıza kaybıyla başlamayabileceğinin altını çizen uzman nörolog, şu öncül sinyallere işaret etti:
Sözel Beceriler: Kelime bulmada zorlanma ve kendini ifade ederken takılma,
Yürütücü İşlevler: Planlama yapma, karar verme ve bütçe yönetiminde aksamalar,
Mekânsal Algı: Bilinen yollarda kaybolma ve yön bulma güçlüğü,
Davranış Değişiklikleri: Kişilik yapısında ani değişimler, içine kapanma ve kayıtsızlık.
Demans vakalarının yaklaşık yüzde 75'inin henüz tanı almadığına dikkat çekilirken; hasta ve yakınlarının yüzde 46'sının korku ve toplum tarafından damgalanma (stigma) endişesiyle doktora başvurmaktan çekindiği aktarıldı.
Yaşam Tarzı Değişiklikleriyle Riski Yüzde 45 Azaltmak Mümkün
Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıran mucizevi bir yöntem bulunmasa da değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla vakaların yüzde 45'e varan oranlarda önlenebileceği veya ertelenebileceği belirtiliyor.
Beyin sağlığını korumada öne çıkan koruyucu adımlar:
Kronik Hastalık Yönetimi: Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezitenin kontrolü,
Duyusal Sağlık: İşitme ve görme kayıplarının vakit kaybetmeden cihaz veya ameliyatla giderilmesi,
Akdeniz Tipi Beslenme: Sebze, meyve, balık, baklagiller ve zeytinyağı ağırlıklı dengeli beslenme modeli,
Klinik Dışı Takviyelere Dikkat: Tıbbi bir eksiklik saptanmadıkça gelişigüzel vitamin veya besin takviyesi kullanımının demanstan koruduğuna dair kanıtlanmış bilimsel bir veri bulunmuyor.
Bakımverenin Yüzde 72'si Kadın: "Mola Evleri İhtiyaç"
Hastalığın sadece bireyi değil tüm aileyi sarstığını belirten Korkmaz, bakımverenlerin üzerindeki ağır fiziksel ve ruhsal yıpranmaya değindi. Türkiye Alzheimer Derneği'nin verilerine göre Türkiye genelinde primer bakımverenlerin yaklaşık yüzde 72'sini kadınlar oluşturuyor.
Bakımverenin tükenmişliğini önlemek adına gündüz yaşam merkezleri, evde bakım destekleri ve mola evlerinin yaygınlaştırılmasının zorunlu olduğunu ifade eden Doç. Dr. Korkmaz, bakımvereni ayakta tutmadan hastaya kaliteli bir bakım sunmanın imkânsız olduğunu kaydetti.
Yorumlar
Bu haberi ilk yorumlayan sen ol.