Yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla birlikte ders başarısı, konsantrasyon kapasitesi ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişki anne babaların ve eğitimcilerin gündeminde ilk sıraya yerleşti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, okul çağındaki çocukların beslenme düzenlerinin yalnızca fiziksel büyüme, boy uzaması ve tartıdaki kilo artışıyla değerlendirilemeyeceğine dikkat çekti. Çocukluk evresinde beynin nörolojik gelişimini ve sinaptik bağlarını sürdürdüğünü hatırlatan Şahin; dikkat süresi, bellek performansı, problem çözme hızı ve analitik öğrenme süreçlerinin tüketilen gıdaların niteliğiyle doğrudan şekillendiğini ifade etti.
Gelişme çağındaki çocukların uzun süre yetersiz, dengesiz veya tek yönlü beslenmesinin akademik performans üzerinde yıkıcı etkiler bıraktığını vurgulayan Kübra Şahin, mikro besin ögelerinden yoksun bir beslenmenin kronik yorgunluk, algı kaybı ve zihinsel uyuşukluğa yol açtığını kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine de atıfta bulunan uzman isim, erken yaşta kazanılan dengeli beslenme alışkanlığının çocukların öğrenme zeminini inşa eden biyolojik bir temel olduğunu ve okul başarısının kapısını aralayan en stratejik anahtar vazifesi gördüğünü belirtti.
Kahvaltının Varlığı Kadar Tabağın İçeriği de Belirleyici
Öğrencilerin güne kahvaltısız başlamasının ders motivasyonunu ve sınıf içi konsantrasyonunu doğrudan kırdığını hatırlatan Kübra Şahin, sabah öğününün gece boyunca süren açlık periyodunu sonlandırmak adına kritik bir işlev üstlendiğini aktardı. Sabahları yeterli yakıt alamayan metabolizmanın erken saatlerde kan şekerini düşürdüğünü, bunun da çocuklarda halsizlik, dikkat dağınıklığı, esneme ve dersi takip edememe gibi tablolara dönüştüğünü belirten Şahin, burada belirleyici olanın yalnızca "bir şeyler yemek" değil, tabağın biyolojik kalitesi olduğunu söyledi.
İdeal bir sabah sofrasının dört temel bileşeni aynı anda barındırması gerektiğini dile getiren Şahin; yumurta, peynir veya ev yapımı yoğurt gibi kaliteli protein kaynaklarının mutlaka masada bulunmasını önerdi. Bu proteinlerin yanına ekmek seçiminde rafine beyaz un yerine tam buğday, çavdar veya yulaf gibi kompleks karbonhidratların konulması, kan şekerinin ani yükselip düşmesini engelleyerek zihinsel uyanıklığı ders saatleri boyunca sabit tutuyor. Domates, salatalık, biber ve mevsime uygun taze meyveler gibi vitamin depolarının tabağa eklenmesi hücre yenilenmesini desteklerken, günün başlangıcında içilecek temiz suyun metabolik döngüyü uyandıran en hayati parça olduğu hatırlatıldı.
Beslenme Çantalarında Paketli Gıda Tuzağı ve Obezite Riski
Okulda geçirilen uzun saatler boyunca tüketilen ara öğünlerin günlük kalori dengesini belirlediğini söyleyen Öğr. Gör. Kübra Şahin, ailelerin pratiklik uğruna yöneldiği paketli atıştırmalıklara karşı uyarılarda bulundu. Sanayi tipi krakerler, cipsler, gofretler ve aşırı şekerli keklerin çocukların kan şekerinde sert dalgalanmalar yarattığını ifade eden Şahin, bu gıdaların tokluk hissi vermediği gibi ders anında ani dikkat dağınıklığına yol açtığını vurguladı. Beslenme çantalarında tam tahıllı sandviçler, haşlanmış yumurta, meyve dilimleri, ceviz, fındık, badem ve doğal ayran gibi seçeneklerin bulunması gerektiğini belirten Şahin, çocukların temel içeceğinin su olması gerektiğinin, gazlı ve aromalı içeceklerin ise hayatından tamamen çıkarılmasının şart olduğunu söyledi.
Çocukluk çağı obezitesinin ve erken yaş insülin direncinin yalnızca hareketsizlikle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir halk sağlığı problemi olduğuna işaret eden uzman isim, okul çevresindeki yiyecek ortamının bu krizi körüklediğini anlattı. Günün en aktif 7-8 saatini okul kampüslerinde geçiren çocukların kolayca erişebildiği yüksek kalorili ve yağlı gıdaların obezite riskini tırmandırdığını kaydeden Şahin; yetersiz uyku, genetik miras ve kusurlu beslenmenin birleştiği noktada çocukların hem fiziksel hem de psikososyal açıdan erken yaşta yıprandığını belirtti.
Yargılayıcı Dil Yeme Bozukluklarına Zemin Hazırlıyor
Beslenme alışkanlığı kazandırma sürecinde ebeveynlerin kullandığı üslubun en az hazırlanan menüler kadar hayati olduğunu belirten Kübra Şahin, çocukların beden ağırlığı üzerinden hedef alınmasının tehlikeli psikolojik sonuçlar doğurduğunu kaydetti. "Şişmansın", "Çok yiyorsun", "Onu yersen kilo alırsın" gibi yargılayıcı ve kıyaslamalı cümlelerin çocukta suçluluk duygusu yarattığını belirten Şahin, bu baskının ilerleyen yıllarda tıkınırcasına yeme bozukluğuna veya yemeği gizlice tüketme refleksine dönüştüğünü aktardı.
Yiyecekleri "yasak-serbest" veya "iyi-kötü" şeklinde kutuplaştırmak yerine, besinlerin vücuda sağladığı enerji ve fonksiyonlar üzerinden anlatılması gerektiğini belirten Şahin, ebeveynlerin kendi tabaklarıyla da çocuklarına rol model olması gerektiğini ifade etti. Çocuklarda sağlıklı beslenmenin bir ceza veya rejim değil, büyümenin ve güçlü hissetmenin doğal bir parçası olarak kavranması gerektiği kaydedildi.
Aile, Okul ve Kamusal Politikaların Ortak Sorumluluğu
Sağlıklı nesiller yetiştirmenin yalnızca evdeki anne babanın omzuna yüklenemeyecek kadar kapsamlı bir toplumsal görev olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Kübra Şahin; aile, okul idareleri ve ilgili kamu kurumlarının eş güdüm içinde hareket etmesi gerektiğini bildirdi. Okul kantinlerinde satılan gıdaların içeriğinin sıkı denetimlere tabi tutulması, yemekhanelerde uzman diyetisyen kontrolünde hazırlanan menülerin sunulması ve sağlıklı alternatiflerin çocuklar için cazip hale getirilmesi gerektiği ifade edildi.
Kamu politikalarının okullardaki beslenme standartlarını tavizsiz korumasının önemine değinen Şahin, çocuklara sürekli neyi yememeleri gerektiğini söylemek yerine, besleyici ve doğal gıdaları en ucuz, en kolay ve en ulaşılabilir seçenek haline getirmenin en etkili çözüm yolu olduğunu vurgulayarak değerlendirmelerini noktaladı.
Yorumlar
Bu haberi ilk yorumlayan sen ol.